yazmak bana iyi gelir.bende yazarım.iyiyim.

Her insana güvenmemesi gerektiğini yaşayarak öğrenmiş bi kızım.Yalandan iğrenirim.Bok yesen bile yedim de abi,valla afiyet olsun derim.Leoparı çok severim ama sadece desenini kürkü falan değil.Kırmızıya taparım.Açık sözlüyüm eleştirmem ama direkt söylerim kimseden çekinmem.rolü tiyatroda yaparım gerçek hayatta değil öyle işte:)

09.04.2011

Sana benzemeyen her huyuna hasta olursun sebepsizce.Benim adamım, hayatımda ‘gercekten tanıyorum’ dedigim ilk erkek, inat olsun diye ictigim ickiler, sevincle aldigim hediyeler, dinledigim en rahatlatici muzik, yastigin diger tarafindaki kırışıklık, yatagimdaki sicaklik, dusuncelerimdeki sefkat, tenimdeki bebek kokusu, yuzumdeki buruk gulumseme, kadehten yudumladigim sarap, cizdigim cizgiler, sevgiyle yaptigim resimler, universite icin kurdugum hayaller ama en cok da yazin heyecan verici kokusuydu. Cogu zaman itinayla yaptigimiz tartismalardan, kavgalardan sonra sonumuzun yakin olacagini dusunsem de hicbir seyi degistirmedi bu. Opmeye, koklamaya, sarilmaya, konusmaya, sesini dinlemeye, kollarinda uyumaya doyamazdim. Sanirim hayatim boyunca gercekten, sadece onun yaninda guvende hissettim kendimi. Cocuklugun getirdigi bir siginma hissiyle sarildim hep ona. “Sevgili“ ne demek, sevebilmek ne demek bir tek onda hissettim bunu. Inatsiz, yalansiz, tamamen saf ve gercek seyler hissettim onunlayken. Sonra ayriliklar, su, bu.. Yine de ne zaman hatirlasam keske dedirtir bana. Sevdim. Cunku o benim butun masum duygularim, hayat opucugum, aylar suren ruyalarim ve gelecek hayallerim. . Cunku o butun bunlardan cok daha fazlasi. Cunku o benim hayata ilk adim atışım.

“Bir gün nereli olduğumu sordular.Babam Siverek’lidir dedim.Siverek adına şaştılar, hiç duymamışlar.Nerdedir bu Siverek ? dediler.Siverek Napoli’nin kazasıdır dedim.Düşündüler bir süre, birbirlerine bakındılar.Biz İtalya’yı çok iyi biliriz. Yanlışınız olmasın. Napoli’nin böyle bir kazası yoktur.Siverek İtalya’da olsa bileceklerdi. Siverek Urfa’nın bir kazasıydı. Urfa’da Türkiye’de bir şehirdi. Bizim memleketin insanları iyidir, akılları çoktur; İtalya’yı bilirler, Fransa’yı bilirler. Çinistanı, Falanistanı bilirler, lakin kendi yurtlarını bilmezler. Dünyanın öte ucundaki ülkelerin yardımına koşmak için can atarlar. Onlar için şiirler yazar, onlar için ağıt yakarlar. Falanistan köylüsünün acısını anlatan kitaplar kapışılır, benim memleketimin insanlarına sırtları dönüktür, onları görmezler, göremezler.” — Yılmaz Güney

Öyleyse, ben de hayatımın sonuna kadar aynı yerde kımıldamadan oturacağım.
Herkes istediği kadar koşsun.Beni anlayacak insan,oturduğum yerde de beni bulur.

Onunla birlikte fotoğraf çekmek istiyorum.Gittiğimiz her yeri geçtiğimiz her sokağı saklayalım istiyorum.
Ama onunla buluştuğum zaman makineyi çantamda unutuyorum,çünkü onun elini bırakamıyorum..

Hatırlıyor musun bir keresinde ağlamıştım,sen gözyaşlarımdan öpmüştün,gülümsemiştim.O an’ı sonsuza dek yalnız seninle yaşamak istediğimden bahsetmiştim.Ben hep o günde kalmak istedim sevgilim

Çok gecikmedin mi sence de? ne vardı bu gece gelmiş olsaydın? 
bu gece yanımda olsaydın?

Dokunsaydım saçlarına, ellerine..
birlikte üfleseydik ve puf diye uçup gitseydi yalnızlığımız,
bir umudu salsaydık gökyüzüne birlikte, huzur dolu bir hayat vaadetseydik birbirimize.
açılan sırtımı örterken sen, ben uyanıp sarılsaydım sana bu gece..

Göz altlarım mor,ellerim tanınmayacak vaziyette olucak büyük bir ihtimalle sana geldiğimde.
Çünkü o güne kadar fazlasıyla yıpratılmış,terk edilmiş,uykusuz bırakılmış olacağım.
Sana git dersem,seni kırarsam.
Gitme…
Bil ki korktuğumdan,
Bil ki aptalın teki olduğumdan,
İşte o zaman bu aptal çocuğu bırakma,
Sarıl bana.
Ne kadar kızgında olsam,ne kadar üzgünde olsam.
Bir sarılışın unutturacaktır herşeyi bana.

Kim bilir ben sana bunları yazarken sen nerdesin?
ne düşünüyorsun?
neyin acısını çekip neyin sevincini yaşıyorsun?
Belki bugün tanıştık,Belki yarın tanışıcağız.Ve eğer sen bunlardan birini biliyorsan,
Şu anda bunu okurken bütün dünyalara bedel bir tebessüm var yüzünde… 


Bana geldiğinde daha öncesini,
senden öncesini unuttur.
İsmini söylerken ne zamandır ışıldamayan gözlerim ışıldasın.
Sana kavuşmama 5 adım kala kalbim 5 kat daha hızlı atsın.
Ellerim terlesin,gözlerim kaçsın,yüzüm kızarsın.
Sinirlendir beni,
Kanıma gir sevgili,
Kanımda bir madde olarak dolaşma,
Kanımın kendisi ol,
Canımdan bir parça ol,
Baktığım her yerde görmek istiyorum seni,
Bir an bile ayrı kalmamalıyım senden.

Adını bilmiyorum henüz.
Ama bildiğim bir kaç isim var,
Kızım olursa adı Su olsun istiyorum mesela,
Mustafa Kemal olsun ya da erkek olursa…
Belki önceki sevgililerinden farklı gelecektir bu hayaller sana.
Alış…
Bir çok şey farklı gelicek öncekilerden.

Eğer yalnız kalmak istiyorsam,Yalnız kalmak istiyorumdur.
Eğer seni dinlemek istiyorsam,Bütün dertlerini sırtlamak istiyorumdur.
Eğer hayatıma girdiysen,
Bil ki hayatla yeni barışmış bir adam var karşında.
Beni hayatla bırakma,
Bana hayattan daha kötü davranma.
Sebebim olma…

Küçük kızım gibi ol benim,
Bana muhtaç ol,
Elini bırakırsam pişman olayım,
Elini bırakırsam vicdanım bırakmasın beni.
Elini bırakırsam dünyanın en iğrenç insanı olayım.
Çocuğum gibi titremek istiyorum üzerine,Hasta olduğunda yanında olmadan içim rahat etmesin,
Ağladığın her an pencerenin önünde biteyim.
Dokunamasamda olabileceğim en yakın yerde durayım sana.
Ancak böyle huzur bulur kalbim…

Daha sana çok şey yazıcam sevgilim.
Bu mektuptan çok daha iyisini tutuşturucam ellerine,
Göz yaşlarımın mürekkepleri dağıttığı mektuplar okuyacaksın…

O güne kadar kendine iyi bak sevgilim.
Seni dudağından değil;
Alnından öpüyorum…
Kendine iyi bak.

Her nerdeysen.

Aslında bir adamdan en çok beni sevmesini isteyecek kadar arsız ve egoist bir kadın değilim. Veya tırnaklarımı geçirip bulunduğum yere, orda kalmaya çalışacak kadar gurursuz da değilim.

Hele “Kadın dediğin zor olacak” kafasındaki bir insan için çaba harcayacak kadar aptal da değilim.

Gözlerimin önünde bana layık görmediği her şeyi başkalarına layık görmesini izleyecek kadar basit biri de değilim.

Yalnızca sevdiğim insanı yarı yolda bırakamayacak kadar önemseyen,onu üzmeyi göze alamayacak kadar değer veren,yerine göre davranan biriyim.Ve kaybetmekten korktuğum şeyler karşısında sesimi çıkaramayacak kadar uysal,gerçekten istediğim şeyin peşini bırakmayacak kadar kararlı yetiştirildim.

Sorun tam da burda başlıyor zaten…

İnsana umut, neşe veren; geçmişteki güzel zamanları hatırlatan ya da gelecekte daha güzellerinin yaşanacağına inandıran melodiler vardır ya.

O melodilerin hepsi Yeni Türkü‘nün elinden çıkmış bana soracak olursanız.

Bazı insanlar, onları unutamadığımız için yazdığımızı zannediyordu. Oysa biz ölülerin arkasından konuşmayı seviyorduk.

Ultralite Powered by Tumblr | Designed by:Doinwork